22 Nisan 2012 Pazar

Dönülmez Akşamın Ufkundayız

Bugün de bir klasik olarak HOT'um vardı. Saat 15.15 gibi bitti, 18.30'da da tiyatroya gidecektim. Aradaki yaklaşık üç saatlik boşlukta önce okulda kalıp ders çalışayım dedim, ama tam oturmuşken heves geldi, Kızılay'a gittim. Önce Otantik'te salata yedim, sonra Ardıç Kafe'ye gidip çay içtim. Orada notumu çıkardım okumak için, ama doğal olarak pek odaklanamadım. Biraz yan masayı dinledim ayıptır söylemesi :)
Oda tiyatrosuna ikinci gidişim bu. İlkinde de Krem Karamel'e gitmiştik. O oyunu çok beğenmiştim bu arada.
Oyunda iki kardeş bir araya gelip anılarından bahsediyorlar. Hayatlarını baştan sonra tekrar yaşıyorlar sanki.
Oyunculuklar o kadar iyi ki, sanki gerçekten iki yaşlı insanı salonda izliyorsun. Erkek oyuncu oynadıkça dedem canlandı gözümde.
Anılar, acılar, evlatlarla araya giren mesafe, gidene duyulan özlem, ölüm korkusu.. Hepsi harmanlanıp koyuluyor önümüze. Oyun boyunca çalan birbirinden güzel plak kaydı Türk Sanat Müziği eserleri de cabası. Bir ara kadın oyuncu Sessiz Gemiler şiirini okudu ki pek şiir sevmeyen ben bile çok etkilendim.


Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatin ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Kısacası bu oyun güzeldi, gidip görülmeli. Bir de sevdikler aranmalı, onlarla ilgilenilmeli; vakit geçip onlar kaybedilmeden.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder